11 Mayıs 2016 Çarşamba

Neden Ahmed'i sevmedin Leyli?


“Ben insanların tümünün yaralı ve hasta olduğuna inanıyorum. Sanatımın kaynağı da bu her insanda gördüğüm zavallılıkla, derinlikle ilgilidir.” diyor Leyla Erbil. 
Kendisine itiraf ettiği kendi yaraları ve hastalıkları nedir bilmiyorum ama benim gözlemlediğim bireysel kaygıları ve Ahmet Arif'in de bir mektubunda belirttiği septik duruşu edebi diline fayda sağlamış olsa da, özelinde onu mutsuzluğa sürükleyen davetiye olmuştur. 
Aşkın ne olduğunu, ne olmadığını hala anlayabilmiş değilim Ferhundeciğim. Bana güzel, akıllı, zeki olduğumu söyleyenlere bazen içimden ‘eee peki sana ne!’ diyorum, bazen de kendi kendime soruyorum: Güzel olsam bile (onlara öyle gelsem bile gerçekten) benden daha güzel olanla karşılaştıklarında ne olacak? Benden daha zekisini, daha dürüstünü (sanki asıl aradıkları dürüstlük mü? o da ayrı ya), daha üstününü diyelim, bulduklarında beni bir kenara iteceklerse bunun adına neden sevgi diyeceğim ve ben de onlara (ya da muhayyel o'na) ben de seni seviyorum diyeceğim. Bu ne kadar ucuz, ne kadar sıradan bir olgu. Yahut da diyelim ki benden üstün olanı buldukları halde, içleri onu çektiği halde, kendilerini tutup (ahlak adına, vicdan adına her neyse) benimle kalacak olurlarsa da ne kadar büyük zül olur benim için! böyle bir alışverişi nasıl kabullenirim ben? Ben mutlak olanı, kalıcı ve sürekli olanı isteyebilirim ancak, ama mutlak olan diye bir şey var mı dostum?
Ahmed Arif'in neden aşkına karşılık bulamadığı hep içime dert olmuştur. Dünyanın en içten, en samimi ve yalın mektupları ve şiirleri, okuyanların Ahmed Arif'le bir gönül bağı kurmasına neden olurken, Leyla Erbil ise hep mesafeli kalmıştır. Ferhundeciğine" yazmış olduğu mektuptan bu satırlar ise sanırım o saf aşkın kısmen kuşkulara kurban edildiğinin bir ispatı. 

Orta sınıf, kentli burjuva bir kadının kendisine Anadolu'lu şairi yakıştıramıyor olması da yerinde bir varsayım olabilir. Leyla Erbil'in can dostu" Tezer Özlü'nün yazdığı mektuplarda köylü" olduğu için hakir gördüğünü açıkça belirttiği edebiyatçıları hatırlayınca, ister istemez bu mektupların muhatabı olan Erbil'in de bu görüşte olduğunu düşünüyorum. 


Neticede Leyla Erbil burjuvazidir, Ahmed Arif Anadolu. Leyla Erbil mahfuz, Ahmed Arif samimi. Saçlarına kan gülleri takılmasına izin vermemiş kadın Leyla Erbil'dir ve ben onu sadece Ahmed Arif'e bu şiirleri yazdırmış olduğu için severim. 



Maviye
Maviye çalar gözlerin
Yangın mavisine
Rüzgarda asi,
Körsem,
Senden gayrısına yoksam,
Bozuksam,
Can benim, düş benim
Ellere nesi?
Hadi gel, 
Ay karanlık... 

İtten aç,
Yılandan çıplak,
Vurgun ve bela,
Gelip durmuşsam kapına
Var mı ki doymazlığım?
İlle de ille
Sevmelerim,
Sevmelerim gibisi?
Oturmuş yazıcılar
Fermanım yazar
N'olur gel,
Ay karanlık... 

Dört yanım puşt zulası,
Dost yüzlü,
Dost gülücüklü
Cıgaramdan yanar,
Alnım öperler,
Suskun, hayın, çıyansı,
Dört yanım puşt zulası,
Dönerim dönerim çıkmaz.
En leylim gecede ölesim tutmuş,
Etme gel,
Ay karanlık...


11 Şubat 2016 Perşembe

Kadın Eli Değmiş


 Bir kadın bir adamı sevdiği zaman, ellerini onun üzerinden çekemez. Onu severken kalbi ve gözlerinin yanı sıra mutlaka ellerini de kullanır. O eller adamın saçlarını okşar, çocuk gözlerine dokunur, boynuna dolanır, ellerini tutar. Çünkü kaybetmenin ne olduğunu tatmış kadın çok iyi bilir ki, adam gittiğinde elinde avucunda kalacak tek şey adamın kokusu olacaktır.
 Hatta bazen, adamın kendisine değil, eninde sonunda yine ellere yar olacağının bilincinde, elleri bağrında, kadın yalnız dalar uykulara.
 Beyler, sevgililer gününde gidin ve el öpün. Size aşık kadının ellerini öpün. O ellerde kendinizi bulacaksınız. 

5 Şubat 2016 Cuma

Hiç gitmese miydik?


Gecenin 1inde arkadasimla havadan sudan yazisirken, uzerinde 3 saat dusundurecek bir soru patlatti: Amerika'ya gitmekle iyi mi ettik biz acaba?



Pozitif olcam ya illa, hemen yapistirdim cevabi: Vizyonumuz, ufkumuz genisledi, kocaman oldu, evreni sardi, fena mi?

Kimi kandiriyoruz acaba, kimi? 

Amerika'ya gidip sonra memlekete donmek tam bir lanettir. Hayir tabiki sadece Amerika degil, "batiya" gidip sonra donenlerin ortak lanetidir bu. Nelerle karsilasilir anlatayim...

Bu lanetin en genel ve herkeste gorulen ortak semptomu, karsilastirmaktir. "Simdi Amerika'da olsak oyle olurdu bu is, boyle degil." dersiniz.. Oradayken de, "Ulan simdi Turkiye'de olsaydim bak nasil oluyordu.." diye sitem edersiniz. Anlayacaginiz, iki ucu boklu degnektir. Iki yer de gozunuzde hep bir eksiktir ve yetersizdir. Aklinizin ucunda, keske 6 ay orda, 6 ay burda yasasam fantazisiyle yasamaya baslarsiniz.

Bir yeri ev kilan, orada biriktirdiginiz anilar ve dostluklardir. Artik eviniz dunyanin farkli koselerine dagilmis gibi hissedersiniz. Aidiyet duygusunu yitirmeniz dogaldir. Yoklugunuzda herkes eski dostluklari iyice pekistirmistir ve dondugunuzde o cembere ait bir birey degilsinizdir. Ecnebi memleketinde biraktiginiz arkadaslar da oradaki hayata artik sizsiz devam etmektedirler. Koca gezegende en yalniz insanmis gibi hissetmek kacinilmaz son olur. Kendinizi Sahra colune vurup bortu bocekle dostluk etmek istersiniz.

Artik Amerika(yurtdisi) diplomali elemanlari her yerde gorsek te, bizim icin olaganustu bir durum olmasa da, bunu gozunde buyutup buyutup, sizden icten ice nefret edecek kenafir gozlu ofis insanlariyla muhattap olacaksinizdir. Sizi ise basladiginiz gunden itibaren bir tehdit sayacak bu insanciklar devamli bir sidik yarisina girecek, "O yurtdisindan geldi de mahalle bizim, naaaber" edalariyla calimlar atip sizi yonetim onunde hiclestirmeye ugrasacaktir. Sacini ele dolayarak mahalleyi karis karis gezdirmek o yurt disinda ogrendiginiz gorgu kurallarina uygun olmayacaktir.

Is bulmak zordur. Ozellikle bugunun piyasasinda cok zordur. IK departmanlari sizin yurtdisi diplomanizin sirkete fazla pahaliya mal olacagini dusunur, sizin artik ortalama bir maasa bile razi geleceginizi bilmeden. 

Dondugunuzde, ortamlarda cok gececek bir muhabbet vardir: "Ben senin yerinde olsam asla donmezdim. Neden dondun ki?". Hatta bazisi isin suyunu cikarir, hakarete varan cikarimlarda bulunur.. "Mal misin olm, bok mu var Turkiye'de? Biz de seni akilli bir sey sanirdik, salak ciktin. Rahat batti sana orada herhalde." Saydirir da saydirirlar. Sana ne arkadasim, sana ne? Bi sabah uyandim, kafama esti geldim. Orgut musunuz? Neyin pesindesiniz? Beni neden burada istemiyorsunuz? Dost musunuz dusman misiniz?

Gelelim ask hayatina. Tam bir fiyasko! "Merhaba beyler. 30 yasindayim. 13 sene Amerika'da yasadim ve hayir haftasonlarimi grup seks partilerinde gecirmiyordum!" Mahallesindeki kiza gayet mesafeli, saygili yaklasan elemanin kimyasi degisiyor yurt disinda yasamis kizla tanisinca. Baskasina Miroglu pozlari keserken bize Quagmire dusuyor. "Batinin ahlaksizligini" aldigimdan emin olan bir beyefendi gozumun icine baka baka "Ara sira baskalariyla kiristirsam kizacagini sanmiyorum, sen cool bir kizsin" cercevesinde bir beyanda bulundu bir keresinde. Bunun uzerine onunla bir daha gorusmedim ama cok dusundum. 'Evlenilecek kiz vs. Eglenilecek kiz' karsilasmasina, uzun seneler yurt disinda tek basina yasamis kiz en az 1-0 yenik basliyor maca. Deplasman psikolojisi de cabasi. 

Bunun yani sira, yurt disinda okul, is hayati vs derken memlekete dondugunuzde, yerini yurdunu degistirmemis, duzenini hic bozmamis arkadaslari nisanli, evli hatta kimisini cocuklu buluyorsunuz. O treni kacirdiginiz, bir sonraki trenin de ne zaman gelecegini bilmediginiz yetmezmis gibi, bir de Cukucan'in sunneti, Pelinsu'nun dis bugdayi, makas kesmiyor,  gelin elini acmiyor, yatak odasini kiz tarafi alir muhabbetleriyle bezeli hayatlara cok yabanci kaliyorsunuz

Boylece Amerika'dan (ya da nereden geldiyseniz) tanistiginiz ve sizin gibi memlekete donmus arkadaslara simsiki sariliyor, gecenin 1inde o muthis soruyu patlatiyorsunuz: Amerika'ya gitmekle iyi mi ettik biz acaba? 

3 Şubat 2016 Çarşamba

Saat 30'a 5 kala


Hem fiziki hem de ruhsal anlamda daha sağlıkli bir doneme kapılarımı acmak icin 30uncu dogum günümden daha uygun bir vesile olamaz diye dusundum. Yeni "Helinistik donem" icin hedeflerimi belirledim. Bu kararlarım bazı arkadaşlarım tarafından büyük bir hayal kirikliği ile karşılanacak, biliyorum. Ama belki bazıları da bu kararlardan esinlenip, kendi hayatlarına yansıtacak pozitif bir seyler bulabilir. Iste 30 ile gelen yeni hedefler:

1) Sigarayı bırakacak, alkolu haftada 2 kadehten fazla asla kullanmayacağım. 
2) Tekel ürünlerinden tasarruf edeceğim parayı her ay ihtiyac sahiplerine veya organizasyonlara aktaracağım.
3) Et tüketimini minimuma çekeceğim.
4) Nihayet spora başlayacağım.
5) Yüksek sesle "HAYIR" demeyi ve bundan oturu pişmanlık duymamayı öğreneceğim.
6) Haftada minimum 5 geceyi evde geçireceğim. 
7) Doktordan, disciden korkup kaçmadan, ihtiyac oldugunda tıpış tıpış gideceğim.
8) Insanları kategorize etmeden evvel onlara firsat verip, tanımaya calisacagim.
9) Kim ne der diye dusunmeden, kararlarımın arkasında duracağım.

Geçen 30 senede çok güzel anıların yani sira çok zor günler de gordum. Bugun yanlış bulduğum bir çok karar alıp hatalar da yaptım, kendimle gurur duydugum anlar da yaşadım. Uzuldum, uzdum ama hep kendim oldum. 

Yolum daha uzun diye umuyorum. Görülecek günleri kendim ve cevremdekiler icin daha güzel kılabilmek istiyorum. Bu 9 madde ile kendime iyi davranarak daha pozitif ve saglikli bir hayata ilk adimi atıyorum.

5 gun sonra kurdele kesiyoruz. Hayırlı olsun.

1 Şubat 2016 Pazartesi

Lambanın Cini

Ne dilediğinizi, ne istediğinizi iyi bilin. 




O da artık beni seviyordu. Onca yıllık bekleyiş, yakarıştan sonra, bir mucize olmuştu ve hayatımın en büyük aşkı karşılık bulmuştu. Fakat ben onun beni sevmesine bir türlü alışamadım. İğreti durdu. Üstelik hiç te samimi gelmedi. Çünkü onun sevgisi bir çok farklı etkene endeksliydi. Benimki gibi gelişine vurmuyordu onun kalbi, uzun uzadıya evirip çeviriyordu, pas vermek için bin türlü hesap yapıyordu. Pas verdiğinde ben sahayı terkediyordum. Yorulmuştum ve artık oynamak istemiyordum.

Hani bazen bir şeyi çok istersiniz ya... Hatta başka hiç bir şey istemeyecek kadar çok istersiniz. Sonra bazen o istediğiniz olur ve hayal kırıklığınızla başbaşa kalırsınız. Lambanın cininin şakası yok maalesef. Verdiğini geri alıp yenisini de vermiyor üstelik. Ne istediğinizi iyice düşünün. Belki de ihtiyacınız olan şey o değildir.  

"Be careful what you wish for."