11 Şubat 2016 Perşembe

Kadın Eli Değmiş


 Bir kadın bir adamı sevdiği zaman, ellerini onun üzerinden çekemez. Onu severken kalbi ve gözlerinin yanı sıra mutlaka ellerini de kullanır. O eller adamın saçlarını okşar, çocuk gözlerine dokunur, boynuna dolanır, ellerini tutar. Çünkü kaybetmenin ne olduğunu tatmış kadın çok iyi bilir ki, adam gittiğinde elinde avucunda kalacak tek şey adamın kokusu olacaktır.
 Hatta bazen, adamın kendisine değil, eninde sonunda yine ellere yar olacağının bilincinde, elleri bağrında, kadın yalnız dalar uykulara.
 Beyler, sevgililer gününde gidin ve el öpün. Size aşık kadının ellerini öpün. O ellerde kendinizi bulacaksınız. 

5 Şubat 2016 Cuma

Hiç gitmese miydik?


Gecenin 1inde arkadasimla havadan sudan yazisirken, uzerinde 3 saat dusundurecek bir soru patlatti: Amerika'ya gitmekle iyi mi ettik biz acaba?


Pozitif olcam ya illa, hemen yapistirdim cevabi: Vizyonumuz, ufkumuz genisledi, kocaman oldu, evreni sardi, fena mi?

Kimi kandiriyoruz acaba, kimi? 

Amerika'ya gidip sonra memlekete donmek tam bir lanettir. Hayir tabiki sadece Amerika degil, "batiya" gidip sonra donenlerin ortak lanetidir bu. Nelerle karsilasilir anlatayim...

Bu lanetin en genel ve herkeste gorulen ortak semptomu, karsilastirmaktir. "Simdi Amerika'da olsak oyle olurdu bu is, boyle degil." dersiniz.. Oradayken de, "Ulan simdi Turkiye'de olsaydim bak nasil oluyordu.." diye sitem edersiniz. Anlayacaginiz, iki ucu boklu degnektir. Iki yer de gozunuzde hep bir eksiktir ve yetersizdir. Aklinizin ucunda, keske 6 ay orda, 6 ay burda yasasam fantazisiyle yasamaya baslarsiniz.

Bir yeri ev kilan, orada biriktirdiginiz anilar ve dostluklardir. Artik eviniz dunyanin farkli koselerine dagilmis gibi hissedersiniz. Aidiyet duygusunu yitirmeniz dogaldir. Yoklugunuzda herkes eski dostluklari iyice pekistirmistir ve dondugunuzde o cembere ait bir birey degilsinizdir. Ecnebi memleketinde biraktiginiz arkadaslar da oradaki hayata artik sizsiz devam etmektedirler. Koca gezegende en yalniz insanmis gibi hissetmek kacinilmaz son olur. Kendinizi Sahra colune vurup bortu bocekle dostluk etmek istersiniz.

Artik Amerika(yurtdisi) diplomali elemanlari her yerde gorsek te, bizim icin olaganustu bir durum olmasa da, bunu gozunde buyutup buyutup, sizden icten ice nefret edecek kenafir gozlu ofis insanlariyla muhattap olacaksinizdir. Sizi ise basladiginiz gunden itibaren bir tehdit sayacak bu insanciklar devamli bir sidik yarisina girecek, "O yurtdisindan geldi de mahalle bizim, naaaber" edalariyla calimlar atip sizi yonetim onunde hiclestirmeye ugrasacaktir. Sacini ele dolayarak mahalleyi karis karis gezdirmek o yurt disinda ogrendiginiz gorgu kurallarina uygun olmayacaktir.

Is bulmak zordur. Ozellikle bugunun piyasasinda cok zordur. IK departmanlari sizin yurtdisi diplomanizin sirkete fazla pahaliya mal olacagini dusunur, sizin artik ortalama bir maasa bile razi geleceginizi bilmeden. 

Dondugunuzde, ortamlarda cok gececek bir muhabbet vardir: "Ben senin yerinde olsam asla donmezdim. Neden dondun ki?". Hatta bazisi isin suyunu cikarir, hakarete varan cikarimlarda bulunur.. "Mal misin olm, bok mu var Turkiye'de? Biz de seni akilli bir sey sanirdik, salak ciktin. Rahat batti sana orada herhalde." Saydirir da saydirirlar. Sana ne arkadasim, sana ne? Bi sabah uyandim, kafama esti geldim. Orgut musunuz? Neyin pesindesiniz? Beni neden burada istemiyorsunuz? Dost musunuz dusman misiniz?

Gelelim ask hayatina. Tam bir fiyasko! "Merhaba beyler. 30 yasindayim. 13 sene Amerika'da yasadim ve hayir haftasonlarimi grup seks partilerinde gecirmiyordum!" Mahallesindeki kiza gayet mesafeli, saygili yaklasan elemanin kimyasi degisiyor yurt disinda yasamis kizla tanisinca. Baskasina Miroglu pozlari keserken bize Quagmire dusuyor. "Batinin ahlaksizligini" aldigimdan emin olan bir beyefendi gozumun icine baka baka "Ara sira baskalariyla kiristirsam kizacagini sanmiyorum, sen cool bir kizsin" cercevesinde bir beyanda bulundu bir keresinde. Bunun uzerine onunla bir daha gorusmedim ama cok dusundum. 'Evlenilecek kiz vs. Eglenilecek kiz' karsilasmasina, uzun seneler yurt disinda tek basina yasamis kiz en az 1-0 yenik basliyor maca. Deplasman psikolojisi de cabasi. 

Bunun yani sira, yurt disinda okul, is hayati vs derken memlekete dondugunuzde, yerini yurdunu degistirmemis, duzenini hic bozmamis arkadaslari nisanli, evli hatta kimisini cocuklu buluyorsunuz. O treni kacirdiginiz, bir sonraki trenin de ne zaman gelecegini bilmediginiz yetmezmis gibi, bir de Cukucan'in sunneti, Pelinsu'nun dis bugdayi, makas kesmiyor,  gelin elini acmiyor, yatak odasini kiz tarafi alir muhabbetleriyle bezeli hayatlara cok yabanci kaliyorsunuz

Boylece Amerika'dan (ya da nereden geldiyseniz) tanistiginiz ve sizin gibi memlekete donmus arkadaslara simsiki sariliyor, gecenin 1inde o muthis soruyu patlatiyorsunuz: Amerika'ya gitmekle iyi mi ettik biz acaba? 

3 Şubat 2016 Çarşamba

Saat 30'a 5 kala


Hem fiziki hem de ruhsal anlamda daha sağlıkli bir doneme kapılarımı acmak icin 30uncu dogum günümden daha uygun bir vesile olamaz diye dusundum. Yeni "Helinistik donem" icin hedeflerimi belirledim. Bu kararlarım bazı arkadaşlarım tarafından büyük bir hayal kirikliği ile karşılanacak, biliyorum. Ama belki bazıları da bu kararlardan esinlenip, kendi hayatlarına yansıtacak pozitif bir seyler bulabilir. Iste 30 ile gelen yeni hedefler:

1) Sigarayı bırakacak, alkolu haftada 2 kadehten fazla asla kullanmayacağım. 
2) Tekel ürünlerinden tasarruf edeceğim parayı her ay ihtiyac sahiplerine veya organizasyonlara aktaracağım.
3) Et tüketimini minimuma çekeceğim.
4) Nihayet spora başlayacağım.
5) Yüksek sesle "HAYIR" demeyi ve bundan oturu pişmanlık duymamayı öğreneceğim.
6) Haftada minimum 5 geceyi evde geçireceğim. 
7) Doktordan, disciden korkup kaçmadan, ihtiyac oldugunda tıpış tıpış gideceğim.
8) Insanları kategorize etmeden evvel onlara firsat verip, tanımaya calisacagim.
9) Kim ne der diye dusunmeden, kararlarımın arkasında duracağım.

Geçen 30 senede çok güzel anıların yani sira çok zor günler de gordum. Bugun yanlış bulduğum bir çok karar alıp hatalar da yaptım, kendimle gurur duydugum anlar da yaşadım. Uzuldum, uzdum ama hep kendim oldum. 

Yolum daha uzun diye umuyorum. Görülecek günleri kendim ve cevremdekiler icin daha güzel kılabilmek istiyorum. Bu 9 madde ile kendime iyi davranarak daha pozitif ve saglikli bir hayata ilk adimi atıyorum.

5 gun sonra kurdele kesiyoruz. Hayırlı olsun.

1 Şubat 2016 Pazartesi

Lambanın Cini

Ne dilediğinizi, ne istediğinizi iyi bilin. 




Bazen bir şeyi çok istersiniz. Hatta baska hic bir şey istemeyecek kadar çok istersiniz. Sonra bazen o istediğiniz olur ve hayal kirikliginizla basbasa kalirsiniz. Lambanın cininin şakası yok maalesef. Verdigini geri alıp yenisini de vermiyor üstelik. Ne istediğinizi iyice dusunun. Belki de ihtiyacınız olan sey o degildir.

"Be careful what you wish for."

14 Ağustos 2015 Cuma

ÖTEKİ




Onlar her şeyleriyle vaatkar ve çekicidir; bakışlarıyla, kokularıyla, duruşlarıyla, “Sev Beni” derler, “Sev beni. Kimse benim gibi sevişemez, benim gibi öpüşemez kimse. Kimin dudaklarında böyle karadut tadı var? Kim bu kadar güzel kokuyor? Ayışığında çırılçıplak dolaşırım, yağmurlarda gülerim; dokun saçlarıma, hiç bu kadar parlağını gördün mü? Seni öyle çok severim ki kimse benim gibi sevemez.” 
Kleopatra’dır onlar, Mara Hari’dir, Messelina’dır, Hürrem Sultan’dır. 
‘Muse’ler gibi her yolcuyu şarkılarıyla sarhoş eder, yolundan döndürürler; her gemi onların sesini dinleyebilmek için felaketlere uğramaya razı olur. 
Her yerdedirler, her yanda; başınızı çevirdiğinizde bir ışık bulutunun içinden çıkıverirler. 
Onlar göründüğü andan itibaren bütün duygular, bilinen ne kadar duygu varsa hepsi, saklandıkları köşelerden kuytulardan çıkarak size doğru çılgın bir koşu tutturur; hepsini tadarsınız, en yakıcı olanları, en baharatlıları, en lezzetlileri. 
Ve, onlar gözyaşı demektir. 
Acı çektirir ve acı çekerler. 
Kadınlar için, onlar, bir gün bir yerde mutlaka karşılaşacaklarını bildikleri, bu karşılaşmayı yürek çarpıntılarıyla, korkarak bekledikleri karanlık ve uğursuz hayaletlerdir. 
‘Öteki kadın’ın çeşit çeşit kılıklara girebileceğini bilir kadınlar; en yakın arkadaş, komşu, bir başka erkeğin sevgilisi, iş arkadaşı, bir davetteki misafir kılığında yaklaşabilirler; bütün kadınlar diğer bütün kadınlara kuşkuyla, ‘acaba bu mu, bu en yakınımda duran mı öteki kadın çıkacak’ diye diye bakar, bu meşum ihtimale karşı daima hazır bekler, gizlice silahlanır, her kadının rastladığı diğer bütün kadınlar için yaptığı küçük yorumlar, eksikliklerinin yada fazlalıklarının altını usulca çizip her an olabilecek bir çatışmaya karşı biriktirilen cephane olarak tutulur bir yanda. 
Kadınların en yakın arkadaşlarını bile hafifçe çekiştirmesi, minik alay oklarıyla daha sonra vurulacak yerleri önceden işaretlemesi, vefasızlıklarından, kötü kalpliliklerinden değildir; ‘öteki kadın’ ın hangi kisvenin altından aniden fırlayabileceğini bilemediklerinden ama her yerden çıkabileceğinden emin olmalarındandır. 
Kızıl bir şeytan, kara bir büyücü, kötü kalpli bir orospudur ‘öteki kadın’ kadınlara göre; ‘öteki kadın’ ın hep güldüğünü, hep eğlendiğini, hep kurbanlarını aşağıladığını düşünürler; ‘öteki kadın’ ın nasıl ağladığını, erkeği gecenin bir vakti evine dönmek zorunda kaldığında kendini nasıl yenik hissettiğini, yalnızlığı nasıl bir yenilmişlik duygusuyla yaşadığını, kimsesiz gecelerde Kleopatra’ nın masum ve güçsüz bir kız çocuğuna nasıl döndüğünü bilmezler, bunu umursamazlar da. 
Birisi onlara ‘öteki kadın’ ın acı çektiğini söylese, en iyi yetişmişi, en kibarı bile bir anda değişip, “Ne acı çekecek o orospu” deyiverir, “o amacına ulaşamadığı için ağlıyor yalnızca, müstehaktır ona.” 
‘Öteki kadın’ ise herkese karşı dövüşür; sevdiği erkeğe, sevdiği erkeği seven kadına, o kadını destekleyen bütün kadınlara, kalabalıkların ahlakına, kendi çevresine, ailesine karşı tek başına vuruşmak ve bu olağanüstü savaştan galip çıkmak zorundadır; ‘öteki kadın’ ın yenilgisi çok acıdır çünkü, savaş meydanına bir kez çıktıktan sonra oradan yenilmiş olarak ayrılırsa ona bu meydana çıkmasını pahalıya ödetirler, laf dokundurmalarla, alaylarla, dedikodularla onu parçalar, bu savaşa girme cesaretini gösterdiğine pişman ederler. 
O yüzden bu savaş çok şiddetli geçer. 
Arthur Miller’ ın ‘Cadı Kazanı’ nda olduğu gibi yenileceğini düşünen ‘öteki kadın’ bütün bir kasabayı şeytanların istila ettiğini ve baş şeytanın da kendisinin yenilmesine yol açan erkek olduğunu söyleyebilir, Catherine de Medici gibi rakibelerinin yemeklerine zehir koydurabilir. 
Hiçbir erkeğin anlayamadığı, bilemediği, inanılmaz yöntemlerle istihbarat faaliyetleri yürütülür, iki kadın birbiri hakkında neredeyse en mahrem bilgileri bile kimsenin anlayamayacağı kaynaklardan öğrenir, bu bilgileri değerlendirir, erkeğe ihbar eder, ihaneti, hatta cinayeti kışkırtır. 
Eğer bu savaşta iki kadın yenişemeyeceğini anlarsa, erkek bir türlü karar veremez ve savaşın biri lehine bitmesini sağlayamazsa o zaman beklenmedik bir şey olur ve iki kadın birden o erkeği yok etmek için uğraşır; öyle hırpalarlar ki erkeği, onu öldürmekle kesin bir karar vermek arasında bir seçime bütün vahşetleri, bütün cazibeleri, bütün silahlarıyla zorlarlar. 
‘Öteki kadın’ ın ortaya çıkmasıyla birlikte aslında herkes acı çeker. 
Bir eğlencenin, bir isteğin, bir sevginin, bir bağlılığın bu kadar süratle acı ve kedere dönüşebildiği belki de hayatımızda başka hiçbir örnek yoktur. 
VIII. Henry gibi hükümranlığını ve krallığın cakasını en pervasızca, en şımarıkça yaşamış bir kral bile Katolik karısı Catherine ile sevgilisi Anne Boleyn arasındaki savaşta sıkışıp yeni bir din icat etmek ve bütün memleketin dinini değiştirip yıllarca bitmeyecek kanlı bir din savaşının başlamasın neden olmak zorunda kalır. 
Ama o, kral olduğu ve krallar da kadınlar kadar vahşileşebileceği için, kadınlar arasındaki savaşı kazanan Anne Boleyn’ i daha sonra o güzel başını vurdurarak cezalandırır. 
Her türlü duygunun ayaklanıp ortaya çıktığı, bu yer yer çok zevkli, yer yer çok acı, şefkatle şiddetin iç içe geçtiği neredeyse ölümcül macerada, tanrıların ve kadınların erkeklere yaptığı en büyük şaka ise, aslında her kadının ‘öteki kadın’ olmasıdır. 
Bütün kadınlar aynı zamanda ‘öteki kadın’ dır. 
En sıradanı, en durağanı, en kibarı, en sadesi, en dürüstü, en güvenilir olanı bile bir anda ‘öteki kadın’ a dönüşebilir, hayattaki rolünü kendini bile şaşırtabilecek bir süratle değiştirir, bir savaşta kalabalıkları yanına alıp ‘öteki kadın’ a karşı savaşırken, bir başka savaşta kalabalıkları karşısına alıp herkesle savaşa girebilir; ‘öteki kadın’ olmanın fettanlığına, çekiciliğine, yalnızlığına ve acısına bir anda kendini bırakabilir, bakışı, konuşuşu, yürüyüşü, saçlarının kesimi, görünüşü, dudaklarına sürdüğü rujun rengi aniden değişebilir. 
‘Öteki kadın’ her kadının içindeki ve belki de bu yüzden onu o kadar iyi tanıyıp ondan o kadar nefret eder. 
Zevk denizlerinin ‘muse’leridir öteki kadınlar. 
HER KADIN ‘ÖTEKİ KADIN’ A DÜŞMANDIR. 
VE HER KADIN ‘ÖTEKİ KADIN’ OLMAYI ÇILGINCA SEVER. 

07,08,2002 ÇARŞAMBA 
SAAT: 22,40