6 Aralık 2016 Salı

Leyla Erbil ve Aşk



Son zamanlarda çokça acıyan yerlerime cuk diye oturdu.

Hayatıma uğrayıp ta benim alacalı bulacalı renklerime bok rengi sıvamış, yani renklerimi soldurmuş, yani beni insanlara küstürmüş, güvenimi sarsmış,  kimseyi affetmiyorum.

Yumuşak karnıma faça atmış, zihnime çığlık çığlığa izler salmış insanları affetmemek hakkına sahibim.

Benim haberim olmadan ölürseniz, üzerinize toprak atmazsam, böğüre böğüre haram olsun" diye bağırmazsam gözüm açık giderim.

Affetmek sizi özgür kılarmış falanmış filanmış.
Ağırbaşlılıkmış, büyüklükmüş.
Affetmiyorum.

Büyüklük ben büyüdükçe bana çok beden büyük kaçıyor. Büyüklük dediğiniz bende kalmasın, üstüme yakıştırmıyorum öyle medeni midesizlikleri.

Ne kadar da şeysiniz... Ben ne sizin kadar şey olabilmek ne de bu kadar kendim olmak istiyorum.

Bunun arasında bana tek bir yol çıktı: affetmemek.

Affetmiyorum.

11 Mayıs 2016 Çarşamba

Neden Ahmed'i sevmedin Leyli?


Ahmed Arif'in neden aşkına karşılık bulamadığı hep içime dert olmuştur. Dünyanın en içten, en samimi ve yalın mektupları ve şiirleri, okuyanların Ahmed Arif'le bir gönül bağı kurmasına neden olurken, Leyla Erbil ise bu samimiyete hep mesafeli kalmıştır. 

“Ben insanların tümünün yaralı ve hasta olduğuna inanıyorum. Sanatımın kaynağı da bu her insanda gördüğüm zavallılıkla, derinlikle ilgilidir.” diyor Leyla Erbil.

Gördüğü bu zavallı derinlikler ve sahiplerini uzaktan seyretmesi, edebi anlamda zenginleştirir Leyla Erbil'i. O zenginleştikçe Ahmed Arif derinleşir ve biz zenginleşiriz. Hazinemizi birbirinden güzel şiirlerle doldururuz.

Maviye
Maviye çalar gözlerin

Yangın mavisine
Rüzgarda asi,
Körsem,
Senden gayrısına yoksam,
Bozuksam,
Can benim, düş benim
Ellere nesi?
Hadi gel, 
Ay karanlık... 

İtten aç,

Yılandan çıplak,
Vurgun ve bela,
Gelip durmuşsam kapına
Var mı ki doymazlığım?
İlle de ille
Sevmelerim,
Sevmelerim gibisi?
Oturmuş yazıcılar
Fermanım yazar
N'olur gel,
Ay karanlık... 

Dört yanım puşt zulası,

Dost yüzlü,
Dost gülücüklü
Cıgaramdan yanar,
Alnım öperler,
Suskun, hayın, çıyansı,
Dört yanım puşt zulası,
Dönerim dönerim çıkmaz.
En leylim gecede ölesim tutmuş,
Etme gel,
Ay karanlık...


11 Şubat 2016 Perşembe

Kadın Eli Değmiş


 Bir kadın bir adamı sevdiği zaman, ellerini onun üzerinden çekemez. Onu severken kalbi ve gözlerinin yanı sıra mutlaka ellerini de kullanır. O eller adamın saçlarını okşar, çocuk gözlerine dokunur, boynuna dolanır, ellerini tutar. Çünkü kaybetmenin ne olduğunu tatmış kadın çok iyi bilir ki, adam gittiğinde elinde avucunda kalacak tek şey adamın kokusu olacaktır.
 Hatta bazen, adamın kendisine değil, eninde sonunda yine ellere yar olacağının bilincinde, elleri bağrında, kadın yalnız dalar uykulara.
 Beyler, sevgililer gününde gidin ve el öpün. Size aşık kadının ellerini öpün. O ellerde kendinizi bulacaksınız. 

5 Şubat 2016 Cuma

Hiç gitmese miydik?


Gecenin 1inde arkadasimla havadan sudan yazisirken, uzerinde 3 saat dusundurecek bir soru patlatti: Amerika'ya gitmekle iyi mi ettik biz acaba?



Pozitif olcam ya illa, hemen yapistirdim cevabi: Vizyonumuz, ufkumuz genisledi, kocaman oldu, evreni sardi, fena mi?

Kimi kandiriyoruz acaba, kimi? 

Amerika'ya gidip sonra memlekete donmek tam bir lanettir. Hayir tabiki sadece Amerika degil, "batiya" gidip sonra donenlerin ortak lanetidir bu. Nelerle karsilasilir anlatayim...

Bu lanetin en genel ve herkeste gorulen ortak semptomu, karsilastirmaktir. "Simdi Amerika'da olsak oyle olurdu bu is, boyle degil." dersiniz.. Oradayken de, "Ulan simdi Turkiye'de olsaydim bak nasil oluyordu.." diye sitem edersiniz. Anlayacaginiz, iki ucu boklu degnektir. Iki yer de gozunuzde hep bir eksiktir ve yetersizdir. Aklinizin ucunda, keske 6 ay orda, 6 ay burda yasasam fantazisiyle yasamaya baslarsiniz.

Bir yeri ev kilan, orada biriktirdiginiz anilar ve dostluklardir. Artik eviniz dunyanin farkli koselerine dagilmis gibi hissedersiniz. Aidiyet duygusunu yitirmeniz dogaldir. Yoklugunuzda herkes eski dostluklari iyice pekistirmistir ve dondugunuzde o cembere ait bir birey degilsinizdir. Ecnebi memleketinde biraktiginiz arkadaslar da oradaki hayata artik sizsiz devam etmektedirler. Koca gezegende en yalniz insanmis gibi hissetmek kacinilmaz son olur. Kendinizi Sahra colune vurup bortu bocekle dostluk etmek istersiniz.

Artik Amerika(yurtdisi) diplomali elemanlari her yerde gorsek te, bizim icin olaganustu bir durum olmasa da, bunu gozunde buyutup buyutup, sizden icten ice nefret edecek kenafir gozlu ofis insanlariyla muhattap olacaksinizdir. Sizi ise basladiginiz gunden itibaren bir tehdit sayacak bu insanciklar devamli bir sidik yarisina girecek, "O yurtdisindan geldi de mahalle bizim, naaaber" edalariyla calimlar atip sizi yonetim onunde hiclestirmeye ugrasacaktir. Sacini ele dolayarak mahalleyi karis karis gezdirmek o yurt disinda ogrendiginiz gorgu kurallarina uygun olmayacaktir.

Is bulmak zordur. Ozellikle bugunun piyasasinda cok zordur. IK departmanlari sizin yurtdisi diplomanizin sirkete fazla pahaliya mal olacagini dusunur, sizin artik ortalama bir maasa bile razi geleceginizi bilmeden. 

Dondugunuzde, ortamlarda cok gececek bir muhabbet vardir: "Ben senin yerinde olsam asla donmezdim. Neden dondun ki?". Hatta bazisi isin suyunu cikarir, hakarete varan cikarimlarda bulunur.. "Mal misin olm, bok mu var Turkiye'de? Biz de seni akilli bir sey sanirdik, salak ciktin. Rahat batti sana orada herhalde." Saydirir da saydirirlar. Sana ne arkadasim, sana ne? Bi sabah uyandim, kafama esti geldim. Orgut musunuz? Neyin pesindesiniz? Beni neden burada istemiyorsunuz? Dost musunuz dusman misiniz?

Gelelim ask hayatina. Tam bir fiyasko! "Merhaba beyler. 30 yasindayim. 13 sene Amerika'da yasadim ve hayir haftasonlarimi grup seks partilerinde gecirmiyordum!" Mahallesindeki kiza gayet mesafeli, saygili yaklasan elemanin kimyasi degisiyor yurt disinda yasamis kizla tanisinca. Baskasina Miroglu pozlari keserken bize Quagmire dusuyor. "Batinin ahlaksizligini" aldigimdan emin olan bir beyefendi gozumun icine baka baka "Ara sira baskalariyla kiristirsam kizacagini sanmiyorum, sen cool bir kizsin" cercevesinde bir beyanda bulundu bir keresinde. Bunun uzerine onunla bir daha gorusmedim ama cok dusundum. 'Evlenilecek kiz vs. Eglenilecek kiz' karsilasmasina, uzun seneler yurt disinda tek basina yasamis kiz en az 1-0 yenik basliyor maca. Deplasman psikolojisi de cabasi. 

Bunun yani sira, yurt disinda okul, is hayati vs derken memlekete dondugunuzde, yerini yurdunu degistirmemis, duzenini hic bozmamis arkadaslari nisanli, evli hatta kimisini cocuklu buluyorsunuz. O treni kacirdiginiz, bir sonraki trenin de ne zaman gelecegini bilmediginiz yetmezmis gibi, bir de Cukucan'in sunneti, Pelinsu'nun dis bugdayi, makas kesmiyor,  gelin elini acmiyor, yatak odasini kiz tarafi alir muhabbetleriyle bezeli hayatlara cok yabanci kaliyorsunuz

Boylece Amerika'dan (ya da nereden geldiyseniz) tanistiginiz ve sizin gibi memlekete donmus arkadaslara simsiki sariliyor, gecenin 1inde o muthis soruyu patlatiyorsunuz: Amerika'ya gitmekle iyi mi ettik biz acaba?